23 Ağustos 2010 Pazartesi

iskele

Öfkelenmek daha kolaymış kırılmaktan. Öfke diniyor dokunmazsa kimse eğer. Kendi kendine kalıp düşünebildiğin zaman, öncelikle kendini dinlediğin zaman susuyor bir gün öfken.. Ama hem öfkeli hem de kırgınsan eğer o bayaa kötü işte.

Neden grilerim olmadığını bilmiyorum, neden bükülemediğimi bilmiyorum. Arada pişman olduğum da oluyor elbette bu kadar katı olduğum için ama bahane dinlemek istemiyorum.

Neyi ne için anlatmam gerektiğini bilmiyorum. Kızıyorlar anlatmadığım için.

Ordan oraya koşuşturdum, arabanın altında bile kalıyordum nerdeyse. Ben gişelere varana kadar 5 dk içinde 3 tane tramvay geldi geçti, hiçbirine yetişemedim ve ben akbili bastıktan sonra, 10 dk bekledim, gelmedi yeni bir tramvay.

Kaçtı gitti vapur.

Yetişemedim.

Yetişemeyeceğimi tramvaya bindiğim anda biliyordum zaten. Hep en başından bilirim zaten. En acısı da bu sanırım.. En başından şüpheli olmak, boşuna çabaladığından, eninde sonunda kaçıracağından emin olmak. Böyle olunca da işte tramvaydan indiğinde yine son bi umut koşuyosun ama o kadar eminsin ki aslında kaçırdığından aklındaki tek şey "aman abi takılıp da bi yere kafa göz yarmayayım" oluyor.

İşte emin olmazsan da insanlarından, bir gün kaçıp gidecekler şüphesiyle, her zaman dikkat ettiğin tek şey oluyor bir yerlerini kollamak, hani düşersen kafan gözün gönlün acımasın diye.

Ulan vapur kaçınca 1 saat sonra başkası geliyor yerine de sevgim kovulunca ne yapsam havagazı..

Vapur kaçınca oturuyorsun bir yerde, bi kahve bi çay.. Bekliyosun sonraki vapuru nasıl olsa gelir ama sevgin kaçınca işte ne içsen havagazı.

Zaman çare değildir sevgin yitince.

Kim demişse "zaman herşeyin ilacı" diye, yalan o.

Biraz zaman gerek bize..

Havagazı..

Zaman çok bencil ve tehlikelidir aslında, unutturur sana bildiklerini, sevdiklerini.

Havagazı deyip gülümsediğimde, kızdılar bana, ciddiye almıyorum diye.

Bildiğim için gülümserdim ben aslında, havagazının ne kadar dürüst ve pis koktuğunu..

Hiç şikayet etmediydim bugüne kadar bir vapuru kaçırdığım için, hiç bu kadar dertlenmediydim.

Ve ben aslında hiç konuşmadıydım yüreğimdekileri. Hep başkaları söylemiş ve ben dinlemişim.

Ben iyiki de konuşmamışım. Konuşunca grinin ne kadar çirkin bir renk olduğunu gördüm. Az çok bilirdim ama konuşunca kendim gördüm.

Görmek bambaşka.

Hayatta grilerin olması iyi birşey değilmiş ki. İnsanlar grileştiriyor hayatı, zaten dışarda gri varken, eve neden sokayım grileri?

Zaman zaman hep kaçardı da vapurlar, ben hep son vapuru beklerdim yine de. Vazgeçmezdim ben. Bırakıp da beklemeyi dönmezdim geriye.

Vapura da bana da bi şans daha..

Ama bu son vapurun kaçması bayaa kötü oldu.

Beklemek için bir nedenim yok şimdi, verecek bir şans kalmadı artık. Üzüldüm. Vapurun 3-5 yolcusu vardı zaten. Ben onlardan biri değilim artık.

Ben yarın yeni bi vapurla giderim yine gideceğim yere. Vapur da elindekilerle idare eder zaten, aramaz gözleri beni, eminim. Hem yarın başka başka bir önceki vapuru kaçıran insanlar ziyaretine gelir onun, dert etmez bunu kendine, kendi kendine rahat o zaten.

Son vapur eve götürür insanı, iskelede yenilmiş, yorgun halde beklerken, hep onun gelmesini beklersin. Gelse de bitse artık bu uzun gün diye. O ne kadar geç kalırsa kalsın, ne kadar soğuk ve ıssız olursa olsun, koşa koşa gidersin, vardığın anda bir huzur kaplar içini, beklemek sona ermiştir çünkü. Nerdeyse evdesindir.

Bu akşam bu kadar beklemek yeter ama. Şimdi 9 vapuruna yollanayım...

Son vapur çok geç kaldı çünkü. 

Hiç yorum yok: