7 Ağustos 2007 Salı

paslı

Ne diye dokunmak istersin gördüğün her şeye? Güzel çirkin demeden ellerini uzatıp da derinde o sertliği hissetme isteğine dur diyememek gibi bir zayıflık bu seninki.
Boyası sökülmüş tellerden bulaşan o yavşak pas kokusunun iğreti etkisi ile o tellere sarılma nedenini hatırlıyorsun. Günler boyu yaşadıklarını bedenine kazımak isteğiyle yanan burun deliklerin o iğreti pas kokusuyla sızlıyor. Toza dumana karışsa da dört bir yanın, gizlerine perde çekercesine kararsa da ortalık sen tellere olağanca gücünle asılmış haykırıp duruyorsun.
Zamanlama kuramlarından sıyrılmış martılar neden çığlık çığlığa? Sabaha karşı balıkçılar mı geliyor limana? Yağmurdan önceki buluşmanın habercisi mi yoksa bu çığlıklar?
Nitekim çok geçmeden bu karanlığın karamsar yağmur bulutlarının gölgeleri olduğunu anlıyorsun. Tellerden kayıyor ellerin, yorgunsun besbelli, yağmuru bahane etme şimdi! Yavaşça toprağa basıyorsun. Tenindeki yağmur ferahlığı ürpertiyor bedenini. Toz duman durulmuş, gözlerindeki yanma dinmiş, sakince karşı kıyıya bakıyorsun tellerin arkasından.
İşgalci yavşak pas kokusu... Yağmur bile alt edemiyor bu kokuyu, yağmur ve toprağın pas kokusuna karşı ittifakı.
Sen arada kalmışsın...

Bir bebek sesi işitilir karşı kıyıdan, martılar sustuğunda, delicesine ağlayan bir bebek sesi, hiçbir zaman göremeyeceğin, hiçbir zaman kimseye ait olamayacak, her zaman özgür kalacak ama yalnızlığıyla yıkanacak, soğuk gözlü bir bebek. Alıp götürmüşler yıllar önce, tellerin ardındaki o karşı kıyıya bırakmışlar. Ona ulaşamayacağını bile bile yapışıp dur sen o kokuya, martılara kız bağırdıklarında, Bedelsiz…

Hiç yorum yok: