20 Eylül 2008 Cumartesi

maviden

Fikret Kızılok'un Gidiyorsun şarkısını biliyo musun? Ya bu adam hem bu kadar basit hem bu kadar sakin ama derinden nası yazıyo bilmiyorum.. Konuyla pek alakası yok şarkıyı açtım sadece çalıyor öyle, düşünüyorum, tişortumu da ters giymişim, tüm günün sonunda şimdi fark ettim, etiketi batınca.. konu bu da değil.. konu yok da birşeyler yazmam gerekiyodu, bir gün ben de konuşabilmeyi beceririm belki ilerde, arada ihtiyaç oluyor, herkes okumayı sevmeyebiliyor.

korkuyo muyum bilmiyorum, hani o kadar uğraştan sonra, şimdi neden böyle hissediyorum, kendime bile açıklayamıyorum, evdekiler sessizliğime şaşırıyolar, hissiz diyolar(dır), dile getirmediler de.. kuduruyorum aslında.. boğazım dolu ama hani biri oturuyo gibi, bugün odamı toplarken habire tuttum kendimi, taşınmak, ayrılmak ne kadar kolaymış diye düşündüm.. kaçar gibi gittiğimi düşününce vicdan azabı çekmeliyim diye düşündüm, özlem duygusuna karşı yabancılığım için yada bir türlü tanışmaktan kaçtığım için..

bunların hepsinin uçup gideceğinin de herşeyin oturacağının da farkındayım, bilmek farklı ama yaşamak farklı.. bu 1 sene benden çok şey mi alıp götürdü diye korkuyorum belki.. şimdi olduğum yer gidenlere değdi mi.. istediğim bu muydu..gidenlerden geriye kalan kişiyle anlaşabilecek miyim..20 yaşındayım ve ömrü verimli bi şekilde 3e bölersek işte hani 60tan sonra bitkisel desek, işte birinci dönüm noktamdayım..niye ağlıyorum..babam odaya gelirse, açıklamam imkansız..
uff
tamam
sanırım biraz ağır hissediyorum, en hafif olmam gerektiği zaman olduğunu bilsem de koşmaya hazır bi at gibi hissetmiyorum kendimi.. hani koca bi yıl o yarış için hazırlanan ve kapısının açılmasını beklerken, o daracık yere sığamayıp, koşmak isteyen, binicisini üzerinden fırlatmaya çabalayan bi at gibi hissetmem lazım..
ama öyle değil..
yaşlılık var biraz..
yalnızlık var belki de..
en olmadık zamanda, aslında etrafım sevdiğim insanlarla sarılıyken, can simidi gibi, bunu bilip, hissedip yalnızlık duygusunu alt edememek niye..bu sevgiden kaçmak niye.. plato gezintilerini düşün.. soyutlandığım tonlarca zamanı düşün.. bu kapalılık niye..
kimsenin anlayamacağına inanıp, kimseyle paylaşmaya çalışmamalarımı düşün.. duvarlaştığım için bana kızdığın zamanları düşün, senin yerine ağaçları tercih ettiğim zamanları düşün..
bunları neden düşünesin ki şimdi..
ben düşünüyorum diye sen neden düşünesin.. bunları neden okuyasın ki..

böyle düşünüp de yollamadığım o kadar çok yazı var ki.. draft olarak orda burda duruyolar zaten..
konuşmadıkça da daha çok yazıyorum, aslında.. yalnızca senin haberin olmuyor.. kötü olan da bu.. karşımda sen olmadan, tabureyi çekiyorum, kahve söylüyorum 2 tane oturuyorum işte.. çikolatalı helvadan yok artık, yapmıyolarmış.. heralde yapmıyolardır..
heralde..
durgunum.. çünkü ben durdum..ve şimdi de duruldum..
mutluluğumun tadı değişik artık.. büyümenin bedeliyse bu, yeter artık ben biraz yorgunum.. garip şeylere inanıyorum artık bu görme yeteneğiyle ilgili, başka türlü hiç gülemicem çünkü yanımda insanlar varken..bu bi ödül olmalı diye inanıyorum, üzüntüsüyle, sevinciyle, göz yaşıyla kahkahasıyla, uçlarda hissettiğim tarif edilmez herşeyin birer ödül olduğuna inanıyorum...
bir sabah dersaneye gitmek için trene giderken parmaklıklara sarılmış külotlu çoraplı bi çocuğun daha önce görmediğim canlılıktaki bakışlarıyla bana gülümsemesi ve el sallaması koca senemde en mutlu hissettiğim, en gerçek hissettiğim an..

birşeylere inanmak zorunda hisseder ya insan inanmaya olan inancını yitirmeye başlayınca, tırsar da hani tutunmak ister bir şeye.. böyle birşey işte.. sorgulamalarımı yitirdim..

böğürmek geliyor da derinden gider ayak, olmaz şimdi, anneanne de salonda zaten..

mavi en sevdiğim renk..
sen de en sevdiğimsin..

Hiç yorum yok: