20 Haziran 2007 Çarşamba

döküntüler

Çok susamışım. Başımın üstündeki su şişesine bakıyorum kapağı açıp koklayınca da içmekten vaz geçiyorum. Sanırım onu da unutmuşum şu son üç haftadır. Geri dönmeye çalıştığımda alışık olmadığım bir kokuyla karşılıyor beni o aynı insanların yaptığı gibi. O ne ekşi bir tattır, bozuk gibi, eski gibi değil, eski yine güzeldir de işte bu bayat bir tat. Midem mayhoş oluyor, gözlerimi şişeden kaçırıyorum hep, kaldırmak ise içimden gelmiyor bir türlü. Bana hatırlattıklarından olsa gerek çöpe atmaya yüreğim el vermiyor. Alt tarafı basit bir su şişesi değil işte bu. Herkes öyle sandı ama benim için hiçbir zaman susadığımda alıp içtiğim bir şişe olmadı. Başımın üstüne koydum işte, baş ucuma, değerini bildim sandım, bildim de hani ama taze tutamadım. Taze tutmak zaman gerektirirdi, zaman yoktu, bana bile yoktu, ona hiç olamazdı.
Bilse keşke yok olduğunu artık. Kibirli kibirli duruyor başımın üstünde hala eski değeri verdiğimi sanarak sanki her susadığımda ona koşacağımı düşünerek omuzları yukarda bana yine en anlamsız ve boş bakışlarını fırlatıyor hani eskiden eşsiz gelenlerden. Yeni bir su şişesi görmüş olduğumdan değil de gördüm de hani sadece artık işte tadı bayat geliyor suyunun, susuz kalıp ölmeyi tercih edercesine iğreniyorum ondan..

Hiç yorum yok: