Sorduklarında “nasılsın” diye, bunun herhangi bir nasılsından farklı olduğunu benim kadar kendileri de biliyor mu acaba? Sanmıyorum… Pek azı biliyordur ki onlar da ne kadar hissediyor olabilirler ki?
Ben hiç sızlanmadım sanırım. Adam gibi isyan etmedim. Çok ettim biliyorum da insan doğru olduğuna inandığı şeyi yapıp da mutlu olamadığı zaman isyan eder. Bu kararım için isyan etmiyorum. Bazen aksine bunu bir ödül olarak görüyorum ki böyle olduğu zamanlarda işte umut doluyor her bir zerreme, güçleniyorum. Kararlı olduğum zamanlardaki gibi, yeniden başımı gökyüzüne çevirip, sıradanlıklara anlam katabiliyorum.
Kendimce bir benzetme, Karoca diyorlar. Şairane de diyen var, kafa mı buluyor bilmiyorum.
Nadasa bırakılmış toprak gibi hissediyorum kendimi. Koca bir yıl, tam 12 ay, işlenmemek üzere öylece bekletilen. Güzel bir amaç için elbette, dinlendirilen ki bu durumda keşke bir toprağa sorsalardı hani dinlenmek istemezdi o hiç çünkü doğan güneş, kavurur, esen rüzgâr savurur parçalarını dört bir yana, kar desen dondurur mavilerini, hayat damarlarındaki kanı katılaştırır. Zaten akmak bilmeyen tuzlu suları buz keser mavilerin eşliğinde. Neyse işte, yine de bedenen tüm bunlarla beslenerek yılı tamamlamaya çalışan, nadasa bırakılmış toprak gibiyim ben.
Nasıl böyle oldum ben? Nasıl ben oldum? Ben normal biri değilim. Ben sıradan biri değilim. İşin iyisi/kötüsü/garibi ise bunu biliyor olmak belki de. Neden üç farklı seçenek? Bulunduğum koşullara bağlı olarak değişiyor da ondan. Ruhlu olmak, hissedebilmek, görebilmek bu denli yorucu bu denli oyalayıcı olmasaydı ben böyle mi olurdum? Bu eskiden canımı yakardı, insanları daha çok severken, onları daha çok ciddiye aldığım zamanlarda ama onlardan uzaklaştıkça farkındalıklarım dinlenmeye alıyorlar kendilerini. İnsanlığımı yitirmiyorum, insanlarımı da ama kendimi korumaya alıyorum sanırım, eh zaten nadasa alınan topraktan beklenen de budur herhalde.
Yine de arada kendi kafamı dövmek istediğim anlar, kendime yazık edip etmediğimi sorduğum zamanlardır. Yeteri kadar, yani beklenilen kadar, meyve verememek bu seneye has olsun… Bunca yıldır kendi meyvelerime ihanet mi ettim ben! Doğmalarına fırsat verilmemiş bebekler misali.. Hani korkup da vazgeçersin.. Öyle bir şey… Denemeden hem de… Denememe izin var mıydı? Kimsenin görmediği, bilemeyeceği benim sırlarım… Göz kırpalım, yandan bir gülümseme.. Takma kafanı sen. Ben alıştım artık.
Karolince iyi olmak ne demek biliyorum. Karolince tam olmak ne demek bilmiyorum ki bence insan için tamın tanımı yoktur. Nefes alındığı sürece eksilebilecek ya da eklenebilecek çok şey olur bu da hiçbir zaman sınırların belirlenememesi anlamına gelir. Tam olamamakmış, yarım hissetmekmiş bunlarla işim yok.. İşim kendimle, şu an işler kesat ama iyileşecek biliyorum.
Hani aslında ince bir ip ya! Belki de çizgi kimilerine göre.. Ne ip ne de çizgi ulan bu! Bu başka bir şey! Adım attıkça döşenen parke taşlı yol işte! Benim keçiyoluma benzeyen… Benim olduğu için de bir tek ben bilirim elbette. Her adımda biraz daha ilerlediğim, her ilerleyişimde etrafımdaki görüntünün de yenilendiği bir yol. Bu yenilenmede artan ya da azalan türlü manzaralar olacaktır. Oluyor da… Görebilmesini bilen için her insan başlı başına bir manzara değil mi ki? Güzel,çirkin, sığ, derin.. Bilinen/bilinmeyen tüm renkleri ve bu renklerin bütün tonlarını içinde barındıranları olduğu gibi yalnızca siyah-beyaz ve bu ikisinin kaynaştığı kesişim bölgelerinde isteksiz, kararsız ve genellikle memnuniyetsiz bir griyi barındıranlar..
Hani o gökkuşaaam, hani o renk cümbüşüm! Kaybettim onu ben… Griyim hafiften.. Olsun, renkli kalemlerim var, takvimde günlerin üstünü karaladığım… Dünüme renk katan gazlı boyalarım!
Ne olduğumu biliyorum. Nasıl bir manzara olduğumu biliyorum. Ne olmak istediğimi, insanların bana baktıklarından ne görmek istediğini de biliyorum. Yolumu görüyorum, keçiyolumum parke taşlarını. Ayakkabım da var, ayaklarım da var.. Biraz büyükler gerçi.. Bunları bilmek güzel…
Bir sokak lambası olsa önümü aydınlatacak sayfayı aydınlatan şu incecik ışık huzmesi kadar olsa bile yeter. Önümü görmek istiyorum. Önümü görürsem yürüyebilirim. Yürüyebilirsem ilerleyebilir, ilerleyebilirsem de o çok merak ettiğim kendi manzaramı izleyebilirim. Manzarayı karşıma aldığımda ışık da arkamdan gelse, gülümsesem biraz. Gözlerimi kısmaktan yoruldum da, eh nadas, eh kavuran güneş, sonra birden rüzgar… Kar da geliyor diyorlar..
Zor ya…
2 yorum:
yazarken bile daldan dala atlıyorsan manzaranda harbiden o "gökkuşaaam" dediğine benzer bir şeyler olmalı. veya renkli kalemlerle boyamışsındır aslında gri olsan da.
kar gelsin boşver, onlar da boyanır.
Yorum Gönder